Zeki Müren Severlerin Buluşma Noktası - Blogcu



Özel Arama
  • 197 şarkılık ARŞİV

DİNLEMEK İÇİN TIKLA!! Şarkıları dinleyebilmek için DNS ayarlarınızı yapmanız gerekebilir. DNS AYARINIZI YAPMAK İÇİN TIKLAYIN


Zeki Muren Sarkilari

Kendi Sözleriyle Zeki Müren-Batmayan güneş belgeseli'nden

20/2/2009 · Kategori: Soylesiler-Yazilar

Kendi Sözleriyle Zeki Müren
"Batmayan Güneş Belgeseli'nden"

Zeki Müren son olarak hayatını kendi ağzından TRTde Kürşat Özkök'ün hazırladığı "Batmayan Güneş Zeki Müren" belgeseli için anlatmıştı. Belgesel 10-11-12 Eylül tarihlerinde yayınlanmıştır.

Yalnız Allah'tan korkarım, Allah'ın dediği olur. Bu büyük alemi yaratan ve de yöneten yüce kudret, alnımıza bir yazı yazıyor diyorum ben doğarken. Doğuyor, yaşıyoruz. Ama pembe… Ama gri… Ama siyah olaylarla geçiyor bir ömür ve sonra da çaresi yok ölüyoruz. Evet. Ben bazen ölümü de özlüyorum. "Ölüm özlenir mi?" diyeceksiniz. O beni özlemeden ben yakınlık kurarım.Yeter ki tanrı onun bile hayırlısını versin. Gecinden versin. Başkalarına çektirmeden, gına getirmeden, başka kimseleri rahatsız etmeden… Ne demiş atalarımız? "İki gün yatak, üçüncü gün toprak..." Toprak verimlidir. Yine üzerimizde çimler bitecektir, yine onların da arasında kır çiçekleri olacaktır. Onlar bahar rüzgarlarıyla sallanıp şarkılar söyleyecektir. Yeniler yetişecektir. Sonbahar gelir, kış gelir ama pıtır pıtır o pembe beyaz baharlar sardı mı bambaşkadır…

Binlerce, onbinlerce, kanayana kadar alkışlayan ellerden sonra bir yatak odası ve dört duvar, bir ayna, elbetteki yavaş yavaş başlayan bir bunalım. Uzun yıllar sonra günde 34 ilaç ve iki insülin iğnesi ve bununla yaşayan yapayalnız, evet hayret edeceksiniz ama yapayalnız bir Zeki Müren...

1931 yılının 6 Aralık Cuma sabahı ezanlar okunurken Bursa'da, Hisar semtinde Ortapazar Caddesi'ndeki 30 numaralı, iki katlı ahşap evde doğdum. Babam kereste tüccarı Kaya Müren, annem Hayriye Müren'dir. Başka kardeşim yok, tekim.

İlkokul 1. sınıfa başladığımda çelimsiz, zayıf, kırpma saçları böyle platine kesilmiş, Tophane yokuşundan uçarcasına kendini bırakan bir çocuktum. Çünkü hemen o yokuşun sonunda ilkokulumuz vardı.

İlkokulu, Bursa Osmangazi İlkokulu'nda bitirdim. Tophane Okulu, sonra da Alkıncı İlkokulu oldu. Efendim, okulumuz bir çıkmaz sokağın sonundaydı ama çıkmaz sokağın başında Osmangazi Hazretleri'nin ve de Orhangazi Hazretleri'nin türbeleri yanyana yeralmıştı. Arasından bir yolla Tophane bahçesine girilirdi. Şu meşhur kuleli, uzun bir kule olan içinde, halka açık bir bahçeydi o zaman da, şimdi de herhalde öyledir.

Bursa'da sünnet olan her çocuğun fayton araba, böyle çiçeklerle süslenmiş atlı fayton, o zaman landon da denirdi, landon arabayla ilk ziyaret ettiği zat Emir Sultan Hazretleri'ydi. O süslü arabayla Emir Sultan'a gidilir, dua edilir, eve dönüldükten sonra sünnet olayı gerçekleşirdi. Ben 11 yaşında sünnet oldum. Elbette ki o landon, yani faytonun büyüğü olan atlı arabayla böyle başımdan teller, sağ omuzumdan aşağı doğru iniyordu ve şapkamda da hakiki hem anneannemin hem teyzemin broşları ön kısmını süslüyor, bu bir adettir, yani her çocuk öyle süslü bir şapka giyerdi. Efendim şimdi asıl bir noktaya geleceğim. Emir Sultan Hazretleri'nin türbe ve camiini ziyaret ettikten sonra muhakkak uhrevi bir hava ile eve dönülüp, insan sünnet acısını hissetmezdi. Buna inanmanızı bilhassa istirham ediyorum. Emir Sultan Hazretleri dedim de rahmetli babacığımın kabri de şimdi hemen onun yamacında. Allah gani gani rahmet eylesin. Çok sevdiğim anneciğimden öğrendiğim Emir Sultan İlahisini ilk olarak bu programda sizlere sunmak geldi içimden ve okuyorum efendim.

Emir Sultan

Medine'den bir er uçtu
Uçtu da Bursa'ya düştü
Görenlerin aklı şaştı
Emir Sultan hu hu benim şeyhim hu
Sağ yanında oğlu yatır
Sol yanında kızı yatır
Var kendini Nur'a batır
Emir Sultan hu hu benim şeyhim hu

Ortaokulu yine Bursa'da, Tahtakale'de 2. Ortaokul'da tamamladım. Sesimin güzelliğini İlkokuldaki öğretmenlerim keşfetti ve okul müsamerelerinde bana başrolü vermeye başladılar. İlk rolüm bir çoban rolüydü. Etrafımda kızlar dönüyordu ve kepenek giymiş olarak aralarında şarkı söylüyordum.

"Çobanın kulübesi sazdan samandan
İçine de girilmez tozdan dumandan
Çoban yarin ölmüş, bıraksana kavalı
İşte bıraktım kavalı, neden ölmüş zavallı?"

deyip ağlıyordum. İlk rolüm budur. Hayatımdaki ilk rol.

Ortaokulu bitirdikten sonra Bursa bana adeta dar gelmeye başladı. Büyük şehre taşmak arzusuyla yanıyordum. Büyük şehir tabi ki İstanbul'du. Babama rica ettim ve İstanbul'da Boğaziçi Lisesi'ne yazıldım.

Boğaziçi lisesini birincilikle bitirip, Kabataş lisesinde verdiğim olgunluk imtihanlarını da pekiyi dereceyle kazandıktan sonraydı. O zaman sınavla öğrenci kabul eden tek okul Güzel Sanatlar Akademisi'ne, şimdiki Mimar Sinan Üniversitesi, imtihanlarını kazanıp girdim. Ve Akademi günleri başladı. Ne tesadüftür ki İstanbul Radyosu'nun açtığı ve çok büyük bir juri heyetinin huzurunda 186 kişiden bir tek benim kazandığım solist sınavına elbette ki başım dönerek girdim, sendeleyerek çıktım. Sevincim sonsuzdu, juri üyesinin gözlerindeki takdiri okuyordum, adeta başım dönüyordu ve bana seans verilecek günü kalbim gümbürdeye gümbürdeye bekliyordum.

Stajyerliğe tabi tutulmadan 1951'in 1 Ocak gecesi 20:30'daki 45 dakikalık en büyük program için, tanrım gani gani rahmet eylesin, çok büyük üstad Refik Fersan Beyefendi ve muhterem eşi Fahire Fersan hanımefendinin telefondaki o zarif, o nahif, o şefkat dolu sesi beni sevinçten çılgına çevirmişti. Gel diyorlardı. Gel, iki saat sonra en büyük seansı sen yapacaksın. İstediğin makamdaki bir dosyanı kap ve hemen koşa koşa gel. Tanrım sanki bana kanat takmıştı. Uçuyordum, adeta yön tayin edemeden uçuyordum. Radyo koridorları ve A stüdyosu. Kırmızı "prova" ve "susunuz" yazan 2 ışıklı levha, ortada büyükçe bir mikrofon ve karşımda yalnızca 5 saz sanatçısı. 5 sanatçı ama ne 5 zat! Hakkı Derman Bey, Serif İçli Bey, Şükrü Tunar Bey, Refik Fersan Bey, ve Necdet Gezen Bey. Küçük bir provadan sonra seansıma başladım. Ayaklarım yerden epey yukarıda boşlukta sallanıyor, böyle başarı kanatlarım beyaz bulutlara değiyordu sanki. Hicaz makamı ile başladım. Okunması kolay olmayan klasik parçalardan, en sonundaki "Yanık Anadolu Mayası"na kadar rüyada gibi söyledim, söyledim, söyledim... Gözlerimi kapadığımda gök kuşağından tüm renklerin nokta nokta uçuştuğunu sezinliyordum, fakat tabi ki notaya bakmaya mecbur olduğum için yine siyah beyaz yazılara dalıyordum. Bir asır kadar uzun veya bir saniye kadar kısa süren bu ilk seansımdan sonra tebrik telefonları, mektuplar, merak edenlerin sualleriyle dolu bir sürü istek, Bursa'dan rahmetli anneciğimle çok yakında kaybettiğimiz ve çok üzüldüğümüz büyük sanatçımız Sayın Hamiyet Yüceses Hanım telefonla adeta aynı anda, bir iki dakika arayla aradılar. İkisi de ağlıyordu. Hem ağlıyorlar hem kutluyorlardı. Ne kadar mutluydum. Biri Türkiye'nin en meşhur sanatçısı, diğeri beni doğuran ana. Ben onun ninnileri ile Türk Müziği'ni tanımıştım. Radyonun kapısına insanlar ve arabalar dolmuştu. Canlı neşriyatta tabii o zaman bant falan yok. Zaten ben İstanbul'a gittiğimde 12 sene canlı neşriyat yaptım. Canlı neşriyatın heyecanı çok başkadır, güzelliği çok başkadır. Mesuliyeti de tabi çok büyüktür. Kimdi bu çocuk diyorlardı. Gevrek, genç, tenor bir ses. Acaba kadın mıydı, erkek miydi aralarında iddia gidenler olmuş. Alın yazısında ne yazıyorsa o oluyor efendim. Anadolu'dan net dinlenemeyen İstanbul Radyosu, o zaman Ankara Radyosu'nun tüm Anadolu'ya hakim olduğu yıllar ve tesadüfe bakınız o hafta sanatçı Şükrü Pınar Bey'in beni okuldan alıp, Yeşilköy'deki plak fabrikasına götürüp kendi eseri olan "Muhabbet Kuşu" nu plak okutması beni tüm Anadolu'ya tanıttı. Çünkü yeni biri çıkmış, İstanbul Radyosu Marmara bölgesi haricinde cızırtılı dinleniyor diyelim. Ama "Muhabbet Kuşu" plağı öyle değil. Edirne'den Ardahan'a her tarafta plak rekoru ve de beni ilk tanıtan şarkım "Muhabbet Kuşu".

Bestekârlık, şairlik, ressamlık, icracılık olur da, film çevirmeden bırakırlar mı adamı? Hadi Zeki'cik dedim, ha gayret. Ben de zaten çocukluğumdan beri hevesliyim, evimde yaptığım 5 yaşından itibaren çocuk müsamereleri, bu filmlerin ve tiyatroların ilk provalarıydı. Efendim ilk filmim, Cahide Sonku isimli ilahenin karşısında oynamak... Yani "Beklenen Şarkı"ydı. Beyoğlu'nda Cahide Sonku'nun resimlerini tek tek, tekrar tekrar izlemek. Sene 1953'te karşılıklı devrin en büyük filminde oynamak... En büyük diyorum, megalomani saymamanızı rica ediyorum. Çünkü o devir için 8,5 ayda biten ve de benim kendi dublajımı kendi yaptığım, bu da bir başarıydı tebrik ettiler tabii dublaj yapanlar ve de halkımız, çok güzel sonuç alındı, gişe rekorları kırıldı fakat Cahide Hanım neden bilmem çok güzel, çok büyük, biraz hırçın, biraz da kaprisliydi. Filmin gişe rekorları kırması ve de galalarda arabamızın havaya kaldırılması bu büyük fakat hırçın sanatçı etrafını kırıyor bazen, ben hariç herkesi üzüyordu. Tabii dolayısıyla ben de elbet üzülüyordum. Ve bu film yolu kader çizgimde parlak ve parlak olduğu kadar da virajlı ve engebeli olan bir yoldu. İnsanüstü bir güçle hem akademi son sınıfı pekiyi dereceyle bitirip hem de geceleri film çevirdiğim günlerde evimin merdivenini daha o yaşta zor çıktığımı hatırlıyorum. Hepsi halk içindi. Beni yaratan, beni yaşatan halk içindi. Hepsine helal olsun. Candan helal olsun.

26 Mayıs 1955 yılında sahne konserlerim başladı. Sahnede giydiğim ilk beyaz frag, ilk bordo simokin ve papyonuma işlettiğim küçük bir inci bir çok söylentilere yol açtı. Fakat bu gün bir çok sanatçı bunu tatbik ettiğine göre demek öncülüğünü yaptığım için memnun olmam gerekiyor. Bir de ben talebeyken tatil günlerinde diğer sanatçıları dinlemeye birçok gazinoya gitmiştim. Saz heyeti değişik kostümlerle sahneye çıkıyorlardı. Diyordum ki içimden bir gün sahneye çıkarsam ki bundan emindim, çıkacaktım okulum bitince, saz heyetine bir forma giydirmek, halk konserleri olduğu için bu siyah simokin olamazdı tabii ki mavi ceket, gri pantolon ve lacivert papyon olarak saz heyetine ilk aynı biçim ve renkte formayı ben giydirmiş oldum. Önce itiraz edenler oldu mesela merhum büyük üstad Salahattin Pınar Bey ben giymem dedi önce, rica ettim üstadım dedim siz çok şıksınız, gerçekten çok şık giyinen bir insandı Pınar, ne olur dedim kırmayınız, diğer sanatçılara örnek olunuz, peki dedi evladım ben de aynı elbiseyi giyeceğim dedi kabul etti.

Sahnede okuduğum ilk şarkı "Var mı hacet söyleyin ey Gülşen'im, ben kulunum sen efendimsin benim" isimli Muhayyer Kürd-i şarkıdır. Bu arada sahneye bazı yenilikler getirmeye çalıştım. Mesela halka daha yakın olmak için, arkadaki masalara daha yakından hitap etmek için podyum denen, "T" denen sahne çıkıntısını ben rica edip müessese sahibine yaptırdım. Dolayısıyla el mikrofonu kullanmam gerekti çünkü kordonsuz bir mikrofonla arkalara doğru uzanamazdım. Arkamda bir dekor olmasını istedim ve yaptılar. Sahneye ilk ark ışıklarını vurdurtmak ilk bana nasip oldu nacizane. Ve kostümlerimde büyük değişiklikler yaptım. Mesela simokinden, yakaları işlenmiş bir kostüme geçtim. Bir sezon sonra Türk motifleriyle bezenmiş, ki bunları nacizane kendim çiziyordum, başka bir simokin giydim. Ondan sonra daha fazla renkli, işlemeli, modern desenli kostümler giymeye başladım. Yine konserimin başında siyah bir simokin kullanıyordum. Sonraki şarkılarda dört - beş kostüm değiştirmeye başladım. Ve bunlar pelerinlere hatta mini şortlara kadar gitti. Halkımız hoş karşılamasaydı bunları giymezdim. Müstehdi bir bakış sezseydim zaten hemen keserdim bu işi ve smokin giymeye devam ederdim.

"Altın Plak" armağanını 1955'te Manolya isimli bestemle ilk alan nacizane bendenizim efendim. Her yıl bir film çeviriyordum ve gazino konserlerim devam ediyordu.

1957 yılında yedek subay olarak askerlik görevimi yaptım. İlk altı ay Ankara Piyade Okulu'nda, ikinci altı ay İstanbul Harbiye Temsil Bürosu'nda, üçüncü altı ay Çankırı'da teğmen olarak askerlik görevimi tamamladım. Sonra tekrar sahnelere döndüm. Plakları okumaya devam ettim. Her yıl o zaman on - onbeş plak okuyordum henüz longplayler yoktu. Radyo seanslarım devam ediyordu ve canlı yayındı. Banta alınmıyordu.

1965 yılında akademide ve daha sonra yaptığım resimleri 3 şehirde sergiledim. İstanbul'da Olgunlaştırma Enstitüsü'nde, Ankara'da Fransız Kültür Derneği'nde, İzmir'de Yumru Galerisi'nde resimlerimi, desenlerimi sergiledim halkımıza ve o yıl şiir kitabı çıkardım. Kitabımın ismi "Bıldırcın Yağmuru". içinde 100'e yakın şiirim var nacizane efendim. Okuduğum şarkıyı önce kendi kalbimin içinde hissediyor, sonra elektronlarımla beni saygıyla dinleyen kadirşinas dinleyicilerime sunuyordum.

Alkışlar… Alkışlar… Sonra taklitler taklitler, kıskançlıklar, tahrikler. Sahne arkasındaki giyinme odamda, masanın üstünde "Mitol" isimli burun damlam var. Genizlerim tıkanınca sahneden evvel iki damla damlatıyorum ve öyle çıkıyorum. O küçük şişenin içine kezzap doldurdular. Güya ben burnuma o Mitol damlasından çekince ses tellerim "Kırık Plak" filmindeki, tabi o senaryo icabı öyleydi, ses tellerim zedelenecek ve okuyamayacağım, ortalık başkalarına kalacak. Ey güzel Allah'ım, ey! Bu ne zalimliktir, bu ne vicdandır? Bu nasıl namustur, bu nasıl haysiyettir? Ben cevabını bulamadım. Daha neler, daha neler...

Hala benim dahi izah edip derinine malesef inemediğim bir yalnızlık duygusu var şöhretin içinde. Belki de dışında, kabuğunda… Evet bir yalnızlık duygusu… Yanında, yakında, gerçekte çileni paylaşacak çok candan kişileri göz bebeklerinin en derinlerinden gizlice dışarı sızan bir çekememezlik ve bir acılık, yani dostlukların yavaş yavaş eriyişi ve de, ne yazık esefle söylüyorum, bitişi.

Doktorlar sahneyi yasakladıktan sonra beş sene üst üste Bodrum Kalesi'nde epeyce uzun süren konserler verdim. Bodrum için can bile verilir. Çok güzel geçti konserler. Doğu'dan, Batı'dan, Kuzey'den, Güney'den pek çok sevenim kaleyi doldurdular. Yani Aspendos yavrusu olarak düşünüyorum ben bu konserlerimi. O Aspendos konserinin, hayatımın, sanat hayatımın tacıdır dediğim konserimin, bir tatlı sadık yavrusu olarak görüyorum. Çünkü orası yirmi yedi bin kişilikti. Muhteşem birşeydi. Burası da sevgi ve saygı bakımından aynı ihtişamı yaşattı ve yaşadı.

.............

İstanbul Yeşilköy'deki İnternational Hospital'da 19 gün yatıp kontrolden geçtiğimde, üç sene evvel oluyor bu olay, çok sevdiğim doktorlarım bana ebedi bir arkadaş takdim ettiler. Bu dostun adı İnsülin idi. Meğer ben şeker hastasıymışım. Onu bilemiyordum. Sabah ve akşam muntazam olarak, 7'de ve 19'da, 22 deziyem iğnemi karnımdan kendi kendime yapmayı öğrendim. Ve şimdi çok rahat o işi kendim görüyorum çünkü sabahın 7'sinde iğneci bulmak da çok güç, başkasını uyandırmak da imkansız. Efendim, pankreasım nedense bana küsmüş, gereken maddeyi vücuda vermiyormuş yani adı tatlı olup da perhizi pek kolay olmayan şeker hastası teşhisi konmuştu. Söz dinlemek ve tavsiyelere uymaktan başka çarem yoktu. Allah'tan perhizime ve ilaca alışkındım, sıkılmadan devam ettim ve etmekteyim.

.............

Ünlülerden zeki müren yorumları

20/2/2009 · Kategori: Soylesiler-Yazilar

Ünlülerden Yorumlar

   
"Bazıları farklıdır... Yetkinlikleri ya da ilgi çekici yanları ile kendilerinden söz ettirirler. Zeki Müren, hem etkinliğini, hem de ilgi çekiciliğini bir arada yaşamıştır. Hayatı ödünsüz sunabilen nadir insan olarak hatırlanacaktır."


Süleyman DEMİREL: Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel,Türk Sanat Müziği'nin eşsis sanatçısı Zeki Müren'nin vefatı dolayısı ile başsağlığı mesajı yayınlandı. Cumhurbaşkanlığı Basın merkezinden yapılan açıklamaya göre Demirel'in mesaj'ı şöyle: "Türk Sanat Müziği'nin unutulmaz ismi, güzide sanatçı Zeki Müren'in derin bir teessür ile öğrendim. Büyük sanatçı Zeki Müren'e Allah'tan rahmet diler,tüm sanat camiamıza ve yakınlarına tüm taziyetlerimi sunarim."

Mustafa KALEMLİ: "Zeki Müren'in, çok yönlü sanat kişiliğiyle ile gönlümüzde daha uzun yıllar yaşayacağına inanıyorum.

İsmail Hakkı KARADAYI: Zeki Müren'in mal varlığının yarısını Mehmetçik Vakfına bıraktığını öğrendim. Bu, tabii çok ince bir duygu. Onun ruh yapısını, ülke sevgisini ortaya koyan güzel bir davranış.

Necmettin ERBAKAN: Başbakan Necmettin Erbakan da Türk sanat müziği'nin eşsiz sanatçısı Zeki Müren'in vefatı dolayısıyla, bas sağlığı mesajı yayınlandı.Erbakan'ın mesajı şöyle:"Eserleri,unutulmaz sesi,yüksek şahsiyeti ile tüm vatandaşlarımızın gönlünde taht kurmuş değerli sanatçımız Zeki Müren'in vefatı'nı,büyük üzüntü ile öğrendim. Ülkemizin yetiştirdiği bu büyük sanatçıya Cenab-ı Allah'tan rahmet,geride kalan tüm sevenlerine,sanat camiasına ve yakınlarına baş sağlığı dilerim."

Tansu ÇİLLER: Dış işleri bakani ve başbakan yardımcısı Tansu Çiller,Türk Sanat Müziği sanatçısı Zeki Müren'in vefat'ı dolayısı ile yayınladığı mesajda şöyle dedi:" Türk Sanat Müziği'nin eşsiz yıldızı Zeki Müren'in vefatından çok derin teesür duydum. Sahnelerde olduğu kadar, çevirdiği sayısız filmlerde sesini, sanatını doruğa eriştiren zeki müren'i asla unutmayacağız. Bu eşsiz sanatçı daima türk milletinin gönlünde yaşatacaktır. Bu büyük kaybımızdan dolayı sanat camiasına vede milyonlarca sevenine baş sağlığı dilerim."

Mesut YILMAZ: Anap Genel Başkanı Mesut Yılmaz, Türk Sanat Müziği Sanatçısı Zeki Müren'in vefatı dolayısıyla yayınladığı mesajda:" Sanat dünyamızın yetiştirdiği en büyük yıldızlardan biri söndü."Yılmaz mesajında "eşim ve ben, sayın Zeki Müren'in vefatından duyduğumuz derin üzüntüyü tüm sevenleri ile gönülden paylaşır, merhuma Yüce Allah'tan rahmet dileriz.

Alparslan TÜRKEŞ: MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş Zeki Müren'in fevatı dolayından yayınladığı mesajda "Sanat icrası ve güzel Türkçesi ile gönüllere taht kuran,unutulmaz,büyük ve değerli sanatcımız Zeki Müren'e Cenab-ı Allahtan Rahmet,sanat camiamıza vede yakınlarına en içten taziyetlerimi iletirim."

Bülent ECEVİT: DSP genel başkanı Bülent Ecevit Zeki Müren'in vefatı dolayısı ile yayınladığı mesajda: " O dilerde gönüllerde bir şarkı gibi yaşayacak. Hem şarkılarında hem söyleyişinde türkçeyi kullanışı ile onu asla unutmayacağız."

Yıldırım AKTUNA: Sağlık Bakanı Yıldırım Aktuna, Zeki Müren'in vefat'ı dolayısıyla yayınladığı mesajda," Sanat güneşi olaraktan hiçbir zaman batmadan kalbimizde yaşayacaktir"dedi. Bakan Aktuna'nın mesajı şöyle devam ediyor "Zeki Müren'in vefat haberini büyük bir üzüntü ile öğrendim. Türk Sanat Müziği'nin büyük ismi, yeri asla doldurulamayacak büyük usta Zeki Müren'e Yüce Allah'tan rahmet. Geride kalan sanat camiasına ve sevenlerine başsağlığı dilerim."

Selda BAĞCAN: "Türkiye'nin bütün sanatçıları olarak kendine büyük bir aşkla bağlıydık. O bizim duayenimizdi."

Sezen Cumhur ÖNAL: "Eğer o şarkılarını İngilizce, Fransızca ya da Almanca söylemiş olsaydı bugün bütün dünyanın yasını tuttuğu bir insan olacaktı."

"Zeki Müren'in sonunu getirdiler. Yalnız TRT değil bütün medya. Korkunç birşey. Bırakın adamı rahat etsin. Yok şoförü. Yok 180 kilo. Bir sanatçının haysiyetiyle bu kadar oynanmaz. Ölümünü hazırladılar. Paşanın katili medya ve magazin dergileri, dünyadan haberi olmayan müzik yazarlarıdır. Şimdi bayram etsinler. Yaşayan bir efsane söndü."

Müjdat GEZEN: "Zeki Müren 45 yıllık baba dostumuzdu. Bütün türkiyenin sanatçısıydı. Sadece ses sanatçısı degil ayrıca ressam ve de şairdi. .. Cenazesi yerine kasedini almayı tercih ederdim.

Yusuf NALKESEN (bestekar): "Bugüne kadar hiçbir sanatçı, o'nun mertebesine erişemedi. Müzik dünyası, o nun yokluğunu şimdiden hissetmeye başladı bile.

RAFİK ATAÇ (bestekar): "Hayatımda tanıdığım en müthiş insandı. Hem insan olarak, hem sanatçı olarak mükemmeldi."

Güneş MÜFTÜOĞLU (rtük baş.): "Müren'in, değer bilen milletimiz tarafından sonsuza'dek anılacağına gönüllerde yaşatılacağına inanıyorum."

26 Eylül 1996 Türkiye Gazetesi

Kültür Bakanı İsmail KAHRAMAN: "Büyük sanatçı Zeki Müren, Türk musikisinde kendi ekolünü oluşturmuş, geçmişten geleceğe köprü kurmuş çok kıymetli bir sanatçıydı" dedi. Bursa Valisi Orhan Taşanlar: "Onu örnek alacak genç sanatçılar yetiştirmeye gayret edeceğiz. Ancak, Onun yerinin doldurulması çok zor."

Büyükşehir Belediye Başkanvekili Mustafa KUŞDİL: "Bursa'da doğdu, ebediyete kadar Bursa'da yaşayacak."

Osmangazi Belediye Başkanı Basri SÖNMEZ: "Anıtmezar yapılması işinde Osmangazi Belediyesi işin takipçisi olacaktır."

Duahan Adem ERİM: "Sanat Güneş'i batmadı. (Grup etti, gün kavuştu, güneş karardı, yüzler sarardı) deyiniz.Tür musikisini düştüğü yerden kaldıran adamdı."

Müjdat GEZEN: "Bursalıların sanatçıya, adına kurulacak müze ve vakıf ile adına düzenlenecek şarkı yarışmasıyla ve yapılacak anıtmezarla sahip çıkacaklarına inanıyorum."

Ajda PEKKAN: "Ajda Pekkan, Zeki Müren ile sanata başladı, sahne terbiyemi, Türkçem'i sahne arkasındaki çalışanlarla dost ve kardeşçe diyaloğu, sanatçının ne demek oldunu O'nda gördüm. Zeki Müren'in yeri hiç bir zaman doldurulamayacak. O bir misyonerdi. "

Adnan ŞENSES: "İlk karşılaştığımızda bana "Benden bir şeyler öğren." diye tavsiyelerde bulundu. Kendisinden bir şeyler öğrenmeye çalıştım. Yine de bir şey öğrenememiştim. O'nun yeri 100 yıl da, 500 yıl da geçse doldurulmaz."

Zeki Müren'in ölümü en çok onun doğup büyüdüğü Bursa'nın Hisar İlçesi'ndeki mahallesini etkiledi. Zeki Müren'in akranları ise şimdi onunla birlikte geçirilen çocukluk ve de gençlik anılarını terennüm ediyorlar.

Zeki Müren'in çocukluk arkadaşı Türkan İŞİT: "Zeki Müren 11 yaşında iken kırmızı kadife pantolonunu giyer,bir taşın üstüne çıkıp o ipek gibi sesiyle arkadaşlarına şarkı söylerdi."

Emine GENÇGÜN: "Hisar'a gelin geldikten sonra Zeki Müren'le tanışma fırsatım oldu."
Zeki Müren'in sünnet düğününe katılan Emine hanım, Zeki Müren'in mahalledeki cemiyetlerde güzel sesi ile küçük yaşlarda şarkı söylediğini hatırlıyor.

26 Eylül 1996 Sabah Gazetesi

Tevfik YENER: İşte 1954'ten beri adım adım izlediğim Dört Zeki Müren,
1- Sanatçılığı Mozart kadar gösterişli ve acıklı yaşayan Zeki Müren,
2- Özel yaşamındaki ıstırabını ölümüne dek yüreğinde saklayan Zeki Müren,
3- Tahtını korumak için acımasız Zeki Müren,
4- Yarım yüzyıla yakın zirvede kalan Sanat Güneşi.

28 Eylül 1996 Milliyet Gazetesi

Alaaddin ŞENSOY: "Bu güneşin battığı zannediliyor, ama hiç bir zaman batmayacak gelecek nesillere aktarılacaktır. Plak ve bantları çalınacak, hiç unutulmayacaktır."

Adnan ŞENSES: "Acı saatler yaşıyoruz. 1950-1951 arasında Müren'in radyo programlarını dinledim. 1953'te evimi terk edip sanatçı olmak istedim. 1956 da gazinoda Zeki Müren beni dinlemeye geldi. Onun tesiri altında kaldım. "Gel evladım çok güzel bir sesin var beni iyi taklid ediyorsun benden birşeyler öğren." dedi. Müren in yerini dolduracak kimse gelmeyecek. Bundan sonra onun şarkılarıyla anarsa ne mutlu bize."

Erkan ÖZERMAN: "Zeki Müren müzik dünyasında milat'tır. Bundan sonra Zeki Müren den önce Zeki Müren den sonra diyeceğiz. Hassas ve duygusal bir insandı. Hassas ve duygusal insanlar ise yanlızlığa mahkumdur."

Bülent ERSOY: "Acımız çok büyük. Sabah gidip yüzünü açtırdım. Dünyadaki vazifesi bu kadarmış. Üzülmek bizim hakkımız. Sahnede ölmesi çok muhteşem bir şey. Muhteşem bir ölüm. Ayakta durmak için bu kadar çaba göstermiş. Muazzez hanımın söylediğine göre makyaj odasına götürüldüğü zaman yere yığılmış. Türk Sanat musikisinin değerli bir büyügünü yitirdirdik. O'nun gibi bir sanatçı bir daha gelmez. "

Ferdi TAYFUR: "Benim için aydınlık bir kapıydı. Onunla konuştuk, o ilkleri icat eden bir insandı. Yeri bir daha doldurulamaz. Doldurulmaya çalışılsa bile onun tadı ayrıydı."

Safiye SOYMAN: "Böyle bir ölüm ancak Zeki Müren'e yakışabilirdi."

Orhan GENCEBAY: "Çok büyük, üretken bir insan ve bir ekoldü. Birimkimlerinin yarısını Mehmetçik Vakfın'a bağışlaması ülkemizi ne kadar sevdiğini ve değer verdiğini anlatıyor. Allah gani gani rahmet eylesin."

Sinan ERKOÇ: "1963'te 5 yaşındayken sünnet düğünümüze gelmişti. Fatih 11 yaşındaydı. Annem "Ağlama Zeki Müren geldi." dedi. Ben "Bana ne?" demiştim canımın acısından. Beni öptü. Babam onun saz heyetinde saz ud sanatçısıydı. Türk Sanat Müziği demek Zeki Müren demektir. Biz pop müziği yapmamıza rağmen Sanat Müziği aşkını yaşıyoruz. Zeki Müren'i yaşatmak için sahne terbiyesini, eğitimini, örnek almalıyız. O hiç bir zaman sahnede seyirciye sırtını dönmemiştir."

Emel SAYIN: "Üzgünüm, hemde çok üzgünüm. Üzgünüm de demek yeterli değil. Zeki Müren deyince mağrur bir gülümseme aklıma geliyor. Reformist bir sanatçıydı."

Gönül YAZAR: "Biz onu hep sevenler içinde gördük, ama kimin görünmek için onun yanında olduğunu bilemem. Ben korunmaya ihtiyaç duymasam bile onun himaye ettiği bir kız oldum. O bana sahip çıktı."

İsmet AY: "Üstüne yıldızlar yağsın Zeki."

Emel SAYIN: "Çok üzgünüm. O yok ve bir daha da gelmeyecek. Düşünüyorum da ne büyük bir yetenekti. Hepimiz çok şeyler öğrenmişiz ondan."

Orhan Gencebay: "Çok büyük bir kayıp. Yeri doldurulyamayacak bir insan ve müzik adamıydı Hepimiz ondan feyz aldık. Onunla büyüdük. Çok istisna bir icracıydı. Onun gibi bir icracı 50 -100 yılda zor gelir."

Nükhet Duru: "Çok hüzünlü, çok erken bir ölüm. Alkışlarla ebedi mekanına gitti Bir tercihi olsaydı her halde böyle ölmek islerdi."

Nilüfer: Şoke oldum... İnanamadım. Tam yeniden birşeyler yapma hazırlığındaydı. Bizlerin arasına dönmek üzereydi. Hepimiz onunla kucaklaşmaya hazırdık. O bizim milli hazinemizdi. Ölüm hoş değil ama bir sanatçı için alkışlanırken ve bu kadar sevilirken ölmek en güzeli."

Türkan Şoray: "Zeki Müren'le en son "Aynalar" programı çekilirken konuştum. O gün hiç yapmadığım birşeyi yaptım ve sesini kasete aldım. Çok hoş, onore eden sözler söylemişti bana.Bana söylediği 'Sultanların sultanı' sözü hala kulaklarımda. Haberi duyunca kabus görmüş gibi oldum. Koskoca Zeki Müren'ın öldüğünü söylemek, buna inanmak zor."

Yaşar Özel: "Çok üzgünüm. Büyük bir sanatçıydı. Hepimizin anıları var. Çok çok üzüldük Başımız sağolsun. Kaderin önüne geçilemiyor. Çok genç yaşta bizi bırakıp gitti."

Yüksel Uzel: "Bu ay içinde sevenlerine hem 'merhaba' dedi, hem de vedalaştı. Kötü bir süprizle ayrıldı aramızdan."

Tarkan: Hiç bir şey söyleyemiyorum, şu anda çok büyük bir şoktayım.

Aysel Gürel: Benim için o ölmedi ve hiçbir zaman ölmeyecek.

Gülriz Sururi: Çok üzüldüm anlatamam. Büyük bir kayıp.

Hakan Peker: Çok üzüldük. Bütün müzik ve sanat dünyasının başı sağolsun diyorum.

Zeki Müren Şiirleri-Yıllar

15/2/2009 · Kategori: Siirleri-Yazilari_kendi kaleminden_

yıllar,
yıllar.
iş ki güzel geçsin o yıllar.
yıllar.

yine yıllar,
yine yıllar,
yine yıllar.

takvim yaprakları düşecek tek tek
seni seveceğim mahşere dek!

bir yıl başı fırtına vurdu kapımı,
müjdeler getirdi rûzgar.

buğu buğu eridi gözümde hatıralar.
nice eski hikaye, nice yeni masallar.

tatlı,
buruk,
bazen koruktan helva, bazen helvadan koruk.

nice yıllar,
nice yıllar,
nice yıllar.

takvim yaprakları düşecek tek tek
seni seveceğim mahşere dek!

Zeki Müren Şiirleri-Vişne lekesi

15/2/2009 · Kategori: Siirleri-Yazilari_kendi kaleminden_

ninem vişne kaynatırdı kış için
komşu kızlar sıra sıra çeşme başında
kan damlası, vişne lekesi.

cesaretim bileklerini kesmişti,
anamın ilk tokadı
yaradana ilk kinim
kendime ilk inancım
o meşhur reçeldi

küçük ellerimde morluk
gözlerimde yeşermeyen yeşiller
intikamın ak gömleği
kan kızılı, vişne lekesi
ilk tokat
ilk nefret
ilk inancım kendime..

Zeki Müren Şiirleri-Tek kişilik din

15/2/2009 · Kategori: Siirleri-Yazilari_kendi kaleminden_

hayallerimden kulübe ördüm
yolsuz, damsız.
alnımın ateşinde ısıtırım elimi
mor kütükler yakarım göz bebeklerimde
gamsız..
çoban yıldızından kıskanırım
çamların nefesinden
gündüzleri yalnız benim sanırım
ürperirim gecelerin sesinden..

ne yitirdiysem karanlıklar götürdü
seni onlara kaptırmam
tek kişilik din yarattım
ellere taptırmam.

Zeki Müren Şiirleri-Suları taşladım

15/2/2009 · Kategori: Siirleri-Yazilari_kendi kaleminden_

suları taşladım ellerimde boğdum seni harelerde
artık yaban gözler görmeyecek yüzünü,
öldün, aşkım dirildi.
boynu bükük kır çiçekleri tutsun yasını
söğütler kamçılasın beni
ellerimle boğdum seni
bir oyuncak kayık battı kıyıda
bir çocuk ağlıyordu
ben sana,
sen kağıttan sandala kıydın,
yapmamalıydın.
çocuk benim gözlerimde hıçkırdı
ben çocuğun avasında haykırdım
bugün durgun suların kalbini kırdım,
kırmamalıydım...

şartmış gibi baharı müjdeliyordu yaban sümbüller
kimeydi bu mutlu haber, nerdeydi?
durgun sular dargın,
batan kayık yorgun
yalnızdım.
kırılası ellerimle sulara mezar kazdım.

Zeki Müren Şiirleri-Simidimde susamdın

15/2/2009 · Kategori: Siirleri-Yazilari_kendi kaleminden_

yıldızları gökyüzünde sever aşıklar
ben, hepsi düşsünler isterim, tek tek...
muradım seni dilemek...

ağaçlar hiç çiçeklenmesin
tüm aylar şubat olsun
sen yağmuru severdin
bana ıslak bir günde neler verdin...

"rüzgarlar göz pınarlarımda buz
kış aşk mevsimidir" derdin
hırçın geceler kollarımda titrerdin

simidimde susamdın sabahları
çayımda şeker gün doğarken
dön ne olur, henüz erken...

katıksız ekmek boğazımda düğüm
çayı buruk içiyorum
o, bana vadettiğin gün var ya,
o gün, sen gelsen de ölüversem diyorum..

yıldızları gökyüzünde sever aşıklar
ben, hepsi düşsünler isterim, tek tek...
muradım seni dilemek...

Zeki Müren Şiirleri-Seni istiyorum

15/2/2009 · Kategori: Siirleri-Yazilari_kendi kaleminden_

vefasızlık gözümde çapak,
her pınar kurur bir gün,
unutma ağustosta pınar,

nisansız baharlarda olsa,
teşrifsiz güzler,
aşksız mevsimler,
çorak anılar,

karda yeşil erik diyorum,
ama...
seni istiyorum!

Zeki Müren Şiirleri-Rakımda Buz Parçasısın

15/2/2009 · Kategori: Siirleri-Yazilari_kendi kaleminden_

rakımda buz parçasısın, yudumladıkça yanarım
sen aysberglerin torununun torunu,
ben macellanı'n ta kendisi
kutuplarda ekvatoru keşfettim

şimdi ren, nil'e dökülüyor
niagara, şap denizi'ne
van gölü'nü kolorado'ya aktarabilsem ah

hayallerim sıcak, buz eridi öksüz kadehimde
her damlada sana yandım
andıkça andım, andım, andım...
-----------------------------------------------
zeki müren şiirleri,zeki müren'in kendi kaleminden dökülenler,zeki müren eserleri,

Zeki Müren Şiirleri-Pranga

15/2/2009 · Kategori: Siirleri-Yazilari_kendi kaleminden_

sana bir türkü yaktım gönlümce
zulüm dolu, hicran dolu
ben dolu
aşk doğar, yaşar, ölür derdin
ölmedi işte
sen allah mısın be
sana bir türkü yaktım kendimce
yalan dolu, dolan dolu, sen dolu
sevgimi ben doğurdum
ben yaşattım
sen vurdun
gebermedi
yaşamayı öğretirken öldürdün beni
cezan pranga olmalı.

-------------------------------------
zeki müren şiirleri,zeki müren'in kendi yazdıkları

« Önceki ::